Yeniden Satış Fiyatının Tespiti ve İktisadi Analiz

Bir iktisatçı yeniden satış fiyatının tespiti ile ilgili bir projeye girdiğinde olguları nasıl görür? Dr. Murat Çetinkaya yazdı.

Dikey Anlaşmalar ve Dikey Entegrasyon

Dikey anlaşmalar ve bu anlaşmalarda yer alan dikey kısıtlamalar incelenirken kanımızca başlangıç ve mihenk noktası dikey entegrasyon olmalıdır. Dikey entegrasyon bir mal veya hizmetin üretim aşamalarının farklı katmanlarında yer alan firmalar arasında gerçekleştirilen bir birleşme şeklidir. Firmalar böyle bir entegrasyon neticesinde belirli faydaları elde etme amacı güder: Girdi temini ve/veya ürün satışında/dağıtımında daha düşük işlem maliyetleri, girdi temininde arz güvenliği, standartlaştırılmış bir ürün/hizmet kalitesi elde etmenin önündeki bazı piyasa aksaklıklarının giderilmesi, Pazar gücü elde etmek, piyasada faaliyet gösteren ve pazar gücüne sahip yerleşik bir başka bir firmanın Pazar gücünün elimine edilmesi vb. Ne var ki dikey entegrasyonun kendine özgü maliyetleri de olabilir: Bir firmanın girdileri kendisinin üretmesi veya ürünleri kendisinin dağıtmasının kayda değer ek maliyetleri, şirketin büyümesi nedeniyle ortaya çıkan yönetim / kontrol / gözlem maliyetleri gibi.

Şirketler, burada sayılan ve sayılmayan tüm maliyet ve faydalarını dikkate alarak bir dikey entegrasyona gidip gitmeme kararı verirler. Şayet maliyetleri faydalarına ağır basarsa şirketler dikey entegrasyon işlemini çok da tercih etmezler ve üst veya alt pazardaki faaliyetlerini pazarın o aşamalarında faaliyet gösteren bağımsız başka firmalardan temin ederler. Bu aşmada ilişkili oldukları bu firmalarla da dikey anlaşmalar yaparlar.

Dikey Anlaşmalar ve Dikey Kısıtlamalar

Bir firma (örneğin bir sağlayıcı) bir dikey anlaşma yaptığında (örneğin bir dağıtıcı ile), anlaşma yaptığı firmanın/firmaların sağlayıcı ile aynı amaçlara ulaşacak şekilde faaliyet göstermesini isterler. Bir anlamda burada sağlayıcı-dağıtıcı arasındaki ilişki bir asil-vekil ilişkisidir. Sağlayıcı esasen maliyetli olduğu için gerçekleştirmediği bir entegrasyondan elde edebileceği faydalara dikey anlaşma ile ulaşmak ister. Ancak asil-vekil problemleri ve ortaya çıkabilecek başkaca engeller nedeniyle akdedilen dikey anlaşma ile böyle bir mekanizma işlemeyebilir. Bu mekanizmanın işletilebilmesi için de yapılan dikey anlaşmalarda bir takım dikey kısıtlamalara yer verilir. 

Örneğin çifte tekel karı/marjı, dağıtıcıların beleşçi davranışları, üreticilerin beleşçi davranışları ve dağıtıcılar arasında olumsuz dışsallıklar yaratacak şekilde ortaya çıkan koordinasyon sorunları gibi problemler nedeniyle dikey anlaşma ile tesis edilen mekanizma sağlayıcı ve/veya tüketiciler açısından olumsuz etkilere yola açacak şekilde bozulabilir. Az önce de belirtildiği gibi, işte bu ve benzeri nedenlerle, genel olarak asil / vekil arasındaki dengenin sağlanması, dikey ilişkinin istenilen şekilde işlemesi ve dağıtımdaki olası sorunların önlenebilmesi için dikey anlaşmalarda bazı kısıtlamalar yer alır.

Dikey Kısıtlamalar ve YSFT

YSFT de diğer dikey kısıtlamalar gibi belirtilen bu dikey ilişkinin düzgün bir şekilde işlemesi için kullanılan araçlardan biridir. Bu anlamda YSFT’yi diğer dikey kısıtlamalardan ayıran, onun daha ağır veya daha hafif bir kısıtlama olarak düşünülmesini gerektiren özel bir durum yoktur aslında. Örneğin çifte tekel karını önlemek için maksimum YSFT veya dağıtıcılar arasındaki bedavacılık sorununa karşı bir önlem olarak da minimum YSFT belirlemek mümkündür.

Aklımızda bulunması gereken öncül husus rekabetçi piyasalarda ve birçok durumda tekelci piyasalarda, dikey kısıtlamaların olumlu etkileri olabileceğini iler süren birçok iktisatçı vardır. Nihayetinde bir sağlayıcı her halukarda en düşük maliyetle üretmek ve kendisine en çok karı sağlayacak şekilde en yüksek miktarda ürün satmak ister. Dikey kısıtlamalar bir taraftan sağlayıcının bu çıkarlarına hizmet ederken aynı zamanda tüketiciler için de düşük fiyat, daha fazla ürün, daha kaliteli hizmet, yeni firma girişleri vb. olumlu etkilere sahip olur. Markalar arası rekabetin olduğu durumlarda bu sonuçların ortaya çıkması daha olasıdır.

Diğer yandan dikey kısıtlamaların olumsuz etkileri de olabilir. Bunlar genellikle sağlayıcı veya dağıtıcı seviyesinde yatay anlamda rekabetin bozulması (karteller) ve giriş engellerine yol açmaları gibi etkilerdir.

Ne var ki, her ne kadar üreticiler kendi gelirlerini artırmak için dikey kısıtlamalar uygulasalar da bu kısıtlamalar daha fazla satış çabası yaratarak bir taraftan daha fazla kar elde edilmesini sağlarken, diğer taraftan da tüketiciler kazanabilir ya da kaybedebilir. Bu nedenle, YSFT dahil tüm dikey kısıtlamaların her dikey ilişki bazında olumlu ve olumsuz yanlarının, tüketici ve toplam refah üzerindeki etkilerinin kantitatif olarak değerlendirilmesi gerekli.

YSFT hakkında iktisatçılar arasında bir fikir birliği yok mudur?

İktisatçılar arasında, bir rekabet otoritesinin kaynaklarının YSFT’yi incelemek ve soruşturmak için harcanmasını haklı çıkaracak kadar YSFT’nin zarar verip vermediği konusunda öyle çok da bir fikir birliği olmadığı şeklinde önermelerle karşılaşmak mümkündür. Yalnız bu yöndeki önermelerin YSFT yararlıdır veya YSFT zararlıdır şeklinde net ifadelere dönüşecek şekilde kullanılmaması gerekli. Çünkü minimum, maksimum veya sabit fiyat şeklinde ortaya çıkan YSFT uygulamasına dönük bir dizi iktisadi çalışma vardır. Çalışmaların çoğunluğu piyasalara etkilerinin maksimum YSFT ile karşılaştırıldığında daha olumsuz olabileceğinden hareketle minimum veya sabit fiyat şeklindeki YSFT üzerinde odaklanmaktadır.

Diğer yandan herhangi bir YSFT uygulamasının diğer tüm dikey kısıtlamalarda olduğu gibi yatay (sağlayıcı seviyesinde, dağıtıcı seviyesinde veya her iki seviyede) etkileri olabileceği gibi, salt dikey etkileri de vardır. Yatay etkiler bağlamında örneğin bir kartel oluşumuna yol açıyorsa veya bunu destekliyorsa ve ayrıca bu yönde elde somut deliller de varsa, buradaki odak noktası zaten bir dikey ilişki ve dikey kısıtlama sınırını aşmıştır. Böyle bir durumda incelemeler, değerlendirmeler ve yapılacak olan iktisadi analizler yatay rekabet ve kartel teorisi çerçevesinde gerçekleştirilecektir.

Yukarıda belirtilen iktisatçılar arasında çok da fikir birliği olmadığına yönelik ifadelerin YSFT’nin özellikle dikey etkileri bağlamında ele alınması gereklidir. Bu bağlamda ele aldığımızda da aslında öncelikle iktisatçıların bir konuyu veya bir sorunu incelerken kullandıkları analizlerin yöntemsel yönünü hatırlamakta fayda var.

İktisatçılar modellerle düşünür. Her model belirli bir durumu/olguyu analiz ederken gerçek dünyanın karmaşık yapısını birebir ele almak mümkün olmadığı için belirli varsayımlar içerir. Bu varsayımlar önümüzdeki bir olaydaki ana soruna odaklanmamızı sağlarlar. YSFT’ye yönelik çalışmalarda da farklı bir yöntem izlenmemektedir. Yani YSFT’ye yönelik bir teorik iktisadi çalışmada kurulan model ve bu modelin varsayımları vardır. Bu model ve varsayımlar çerçevesinde YSFT’nin fiyatlar, çıktı ve refah üzerine etkileri değerlendirilir. İşte fikir birliği yoktur veya çok az fikir birliği vardır önermesinin geçerli olduğu nokta tam da burasıdır.

Kartellere yönelik veya zorunlu bir unsura sahip hakim durumdaki bir firmanın erişime izin vermemesi eylemlerine yönelik zarar teorileri bellidir. Hangi piyasa veya ürün olursa olsun bu zarar teorileri geçerlidir. Fiyat tespiti veya bölge paylaşımı gibi yatay rekabeti bozucu davranışların piyasa tiplerinden bağımsız olarak tüketici refahında ne gibi zararlara yol açacağı bellidir. Diğer yandan YSFT’ye yönelik iktisadi modeller farklı piyasa yapılarına ilişkin, bu yapı dahilinde piyasadaki iktisadi ajanlar arasındaki ilişkilere yönelik birbirlerinden farklı varsayımlar içerirler. Bu nedenledir ki bir teorik iktisadi çalışmaya yönelik her zaman gerek modelin kendisine gerek varsayımlarına yönelik itirazlar gelmesi gayet olağandır.

Bu çerçevede kartellerde olduğu gibi YSFT’ye yönelik tek bir zarar teorimizin olmadığını, benzer bir YSFT uygulamasının farklı piyasa yapılarında ekonomik göstergeler üzerinde farklı etkilere yol açabileceğini belirtelim. Bu nedenle bir YSFT uygulamasının olumlu / olumsuz etkilerinin her bir vaka bazında vakanın kendine has özeliklerinin dikkate alınarak değerlendirilmesi gereklidir.

YSFT ve İktisadi Analiz

Her bir vaka/dosya bazında bir değerlendirme yaparken mevcut vakadaki uygulamanın öncelikle elimizdeki iktisadi modellere göre bir değerlendirmesi yapılmalıdır. Literatürde YSFT’nin etkilerine yönelik 10’a yakın anti-rekabetçi 20’ye yakın da rekabet yanlısı etkileri olabileceğine dönük model bulunmaktadır. Mevcut dosyadaki durum öncelikle bu modeller çerçevesinde değerlendirilmelidir. İlgili zarar teorilerinin söz konusu dosyada ne kadar geçerli, olası etkinlik/verimlilik kazanımlarının ne kadar önemli uygun yöntemlerle değerlendirilmelidir. Bu noktada doğru ve tutarlı yanıtlara ulaşmak için ayrıntılı ekonomik analiz kaçınılmaz.

İktisadi analiz yaparken, az önce belirtildiği gibi öncelikle literatürdeki modeller çerçevesinde bir değerlendirme yapılmalı. Literatürde yer alan modeller ve varsayımların eldeki dosya ile uyumuna bakıldıktan sonra birçok dosyada kantitatif / ampirik çalışmalarla etki analizi yapmak gerekebilir. Bu çalışmalarla söz konusu dosyadaki YSFT uygulamasının öncelikle fiyatlar ve miktar üzerindeki etkisi ortaya konulmalı. Ardından da ihmal edilmemesi gereken bir analiz daha yapılmalı. O da uygulamanın refah üzerindeki etkilerinin incelenmesi.

Bu analizler yapılırken de, özellikle refah etkileri değerlendirilirken, unutulmaması gereken bir husus var: Diğer dikey kısıtlamalarda olduğu gibi YSFT uygulaması neticesinde de dağıtıcıların ekstra hizmetler sunmalarının önü açıldığı için, sağlanan ek/yeni/daha iyi hizmetler talebin yapısını değiştirebilir. Rekabet yanlısı YSFT modelleri talebin sabit kalmayacağını öngörür! Bu nedenle basit bir fiyat-miktar analizi refahtaki değişimi ölçmek için yeterli olmaz. Talebin yapısını, talep eğrisinin dönüşünü, aşağı – yukarı kaymasını, bükülmesini dikkate almak gerekir.

Ayrıca bir refah etkisi analizi, YSFT’nin ikame ve tamamlayıcı mal/hizmetler üzerindeki etkilerini de dikkate almalı. Fiyattaki yükselmenin etkisini belirlemek kolay: Fiyatlar yükseldiğinde göreli fiyat avantajına sahip olan ikame malların talebi yükselirken, tamamlayıcı malların talebi düşer. Ancak YSFT nedeniyle sağlanan ek/yeni/daha iyi hizmetlerin ikame ve tamamlayıcı mallar üzerindeki etkisi, bu ek hizmetlerin markaya özgü olup olmamasına göre farklılaşabilir.

Sonuç

Bahsedilen hususlar çerçevesinde bir YSFT vakasında iktisadi olarak aslında izlenmesi gereken yöntem bellidir. Öncelikle salt dikey etkileri olan bir YSFT’nin doğrudan doğruya anti-rekabetçi olduğunu kabul ederek işlem tesis etmek, iktisadi modellerle çok da uyumlu bir yaklaşım değil. 

O halde mümkün olan tüm verileri kullanarak, belirtilen durumların hepsini birlikte değerlendirecek bir ekonomik analiz yapmak hem kaçınılmaz hem de daha adil bir yaklaşım olacaktır. Bu konuda daha bilimsel / iktisadi bir yaklaşım izlenmesi halinde tartışmaların önemli bir kısmı ortadan kalkacaktır.

Dr.Murat Cetinkaya

Academic Counsel

Ali Ilicak

Managing Partner

Scroll to Top